26 Ekim 2016 Çarşamba

Geceye notlar 1

Bir ses yükseliyor, sen o sesle birlikte yükseliyorsun.
O kadar derinden yükseliyor ki o ses, yeryüzüne çıkana kadar toprağın altındaki bütün ölü ruhları taşıyor sanki. Yükseliyor, durmuyor yeryüzüne çıktım diye. Oysa o kadar ağır ki taşıdığı yük.

Umursamadan tutuyorsun o sesin bir ucundan, onun yükünü düşünmeden. Çünkü sen tanrı olmak istiyorsun ve bunun farkında bile değilsin. İyi hissetmek istiyorsun. Böyle bir şey dokunsun ve üstündeki bütün ağırlığı alsın götürsün istiyorsun. O sesten bunu umuyorsun ama düşünmüyorsun zaten yükünün ne kadar ağır olduğunu. Bencil bir yaratıksın sen. Evet çok şey istiyorsun.

Ama bırakmıyorsun. yükselmişsin çünkü yeterince, bırakırsan eğer düşeceksin. Düşersen ölmeyeceksin, acı .çekeceksin. bunun farkındasın. Öyle bir yükseklikte asılı kalıyorsun işte.

Benim sesim bunları hissederken bu şarkıydı: Lilium - sleep inside

19 Haziran 2016 Pazar

Şarap

Kocaman bir üzüm salkımı tanrıya isyan ettiğinde tanrı onu şarap olmakla cezalandırır. Daha sonra ona günah demeye başlar tanrı. Ve dünyanın hikayesi tanrının günahın tadını merak etmesiyle başlar.


4 Şubat 2016 Perşembe

Bana Ne Yaptın

Bugün günlerden hiç, akmıyor zaman. Aşık oluyor tanrı.
Benim adım yok, benliğimi, göz yaşlarımı. Gülümsemelerimi, aşkımı çalıyor tanrı. Aşık oluyor tanrı.
Kanatlanıyor içimdeki binlerce siyah kelebek. Güneşe doğru uçuyorlar. Biliyorlar tenimi delip geçiyor güneşin keskin aydınlığı. Aşık oluyor tanrı.
Savruluyor rüzgarda kalbim, uzaklarda bir yerde. Gece oluyor. gözlerimi kapattığımda tanrıyı orada buluyorum. Aşık oluyor tanrı.
Kalbim kayıp. Duygularım eksik. Bulamıyorum eksik olan duygularımı. Aşık oluyor tanrı.



Karanlığa dokunabiliyor sanki ellerim. Kayboluyorum, göremiyorum. Korkuyorum.

Sadece sesler duyuyorum. Binlerce yalnızlık çığlığı tırmalıyor ruhumu. Korkuyorum.

Ayak sesleri uzaklarda. Geliyorlar, içimde kalan son sevgi tanesini almaya geliyorlar. Korkuyorum.

Susuyorum. Çaresiz, aciz bir şekilde susuyorum. Korkuyorum.

Sessizlik keskin. Görmeyen gözlerim bırakıyor içinde birikmiş bütün duyguları. Yanaklarımdan süzülürken her damla yaş. Bir jilet gibi kesip geçiyor sanki yüzümü. Korkuyorum.

Bekliyorum. Kalbimin yerindeki o derin boşlukta filizlenebilecek küçücük bir umut tanesini. Korkuyorum.

Beklemek keskin. Her şeyin benden uzaklaşması param parça ediyor bedenimi. Korkuyorum.



Buradan gitmem gerek. Tekrar sevebilmek için, tekrar dokunmak için tene. Yapamıyorum.

Her şeyi unutmam gerek. Eğer unutmazsam o boşluğun içine bir tek duygu bile giremeyecek. Yapamıyorum.

Acımıyor bileklerim. Akıyor bütün hayatım bileklerimden Yapamıyorum.

Acımıyor hiç. Ölemiyorum. Yapamıyorum.

Acımıyor ellerim avuçlarım. Bütün hayatımı sildim attım oysa ki bedenimden. Yapamıyorum.

Acıtmıyor artık hiç bir şey.




Cem Adrian - Bana ne yaptın.

Küçük bir yorum denemesi. şarkı linki: https://www.youtube.com/watch?v=-tDFg71wPBw

28 Ekim 2015 Çarşamba

Bugün

Bugün her şey çok açık değil mi paşam?
Bugün herkes çok açık değil mi?

Televizyon açtım paşam. Bir çakal sürüsünün belgeselini gösteriyorlardı. Lider olan çakal henüz gençliğinde olan ve bir gün onun yerini alacak çakalı öldürmeye çalışıyordu. Gülümsedim paşam.
İstemeden gülümsedim. Siren sesleri geliyordu sokaktan. Alışmıştık nasıl olsa yine birisi ölmüştür.
Bir evde metamfetamin yapıyorlardır yada.

 Bir gün benim kapımı çalmalarından korkmuyorum ama paşam. Galoş giymelerini isterim onlar silahlarını almaya çalıştığımı söyleyip cebimdeki son sigarayı alıp giderler.

O sigarayı herkes içemez paşam, içse de hissedemez yüreğinde. O yüzden zararlı diye diretirler ya bize.

Yarın da her şey çok açık paşam.
Yarın da herkes çok açık

Televizyonu açacağım. O çakal belgeselindeki lider çakalın öldüğünü göreceğim. İstemsizce gülümseyeceğim. Sokaktan siren seslerinin yanında binlerce insanın tek sesini duyacağım.

Kapımı çaldıklarında sokağa davet edeceklerini bilerek sigaramı yakacağım. Bağıracağım siren seslerine karışan sesimle

''Omuz omuza, Bir sigara daha''

30 Eylül 2015 Çarşamba

Zamanın bekçisi

Bundan üç asır önce
Dünya o zaman bile boktan bir yerken
Bir adam vardı, bütün bu boktanlığın üzerine yağan bir yağmur gibiydi.

O adamı şimdilerde kimse bilmez. Ne adını, ne de suç diye damgaladıkları yaptıklarını.

O adam dünya tarihinin en büyük suçlusuydu. Ben ona zamanın bekçisi dedim, başkaları zaman hırsızı.

Şimdi size zaman bekçisinin yaptığı dünyanın en büyük suçlusu diye yaftalanmasına sebep olan mucizevi olayı anlatacağım. Belki sizin de zaman bekçiniz olur.

Nasıl yapıyordu bilmiyorum ama tarihi dondurmayı biliyordu. Zamanı değil ha aman yanlış anlamayın tarihi.

O istediğinde her şey duruyordu fiziksel olarak. Bir anda herkesin ruhlarını topluyordu. İnsanlar görebiliyor, duyabiliyordu her şeyi. Soğukla birlikte üşüyor, sıcakla birlikte terliyorlardı. Ama zamanı hissedemezsin ki bu şekilde. Burnumuz kulaklarımız gibi bir duyu organımız yoktur zamanı hissetmek için.
O zaman nasıl hissederiz?

Zamanı ruhumuzla hissederiz dostlar, kalplerimizin derinlerinde hissederiz. İşte bu adam zaman algısını, ruhlarını çalıyordu insanların.

Sisteme bir  başkaldırı olarak yapıyordu bunu. İnsanların bilinçlenmesini, Derin bir uykudaki ruhlarının uyanmasını istiyordu Sadece kendilerini değil herkesi düşünmelerini istiyordu.

Sistemin içinde, bu çöplüğün pis kokusunun içinde parlamalarını istiyordu.

Topladığı ruhlarla tek tek konuşmayı denedi. Dinledi tek tek milyarlarca ruhu

Paranın insanların bedenini yaşatırken aslında ruhunu satın aldığını anlatmaya çalıştı.

Bunları tek tek anlatmayı denedi insanlara ama o kadar öok ruh vardı ki konuşması, anlatması gereken tam bir buçuk asır geçti.

Bir buçuk asır boyunca tarih dondu dünyada, Sonra bıraktı hepsini.

İnsanlar genç bedenlerinin içinde asırlık ruhlarıyla tıkılıp kaldılar. Neredeyse hiç bir şeye anlam veremediler, Çünkü tarih donmadan önce mutlulardı(!) kendilerince.

Sadece nefret ettiler zaman bekçisinden ve onu bütün tarihin en büyük suçlusu ilan ettiler. Bir daha asla hatırlanmaması gereken kişiydi artık zaman bekçimiz.

Peki o adama ne oldu dersiniz?
Ben biliyorum.

O adam gökyüzüne çıktı, bir yıldız oldu, ve gökyüzündeki bütün yıldızlar ona inanan ruhlardan oluştu.

Her gece bize bakıyorlar ve onları hatırlayıp dünyayı değiştirmemiz için bize bütün güçleriyle gülümsüyorlar.

O benim için zamanın bekçisi,
ya sizin için?

12 Eylül 2015 Cumartesi

Tuzluk

Dünya büyük bir tuzluk
İnsanlar küçük mü küçük tuz taneleri
Zaman tuzsuz bir yemek
Tanrı ise o yemeği tuzlayıp o yemekten zevk alacak kişi

Zaman geçtikçe tuzlar nemlenmeye başlar, o tuzluktan çıkmak istemezler
Tanrı tuzluğu sallamaya başlar, içindeki tuz taneleri neler olduğunu bilmez
Göremezler çünkü,
Tuzluğun yaşadığı sarsıntılardan rahatsız olan bir kaç tuz tanesi evrim geçirerek pirinçlere dönüşürz
Zamanın getirdiği o nemlenme gitmiştir artık,
Tuzluğun içi daha sakindir.
Vakti geldiğinde bazılarımız çıkarız o tuzluktan.

6 Eylül 2015 Pazar

Tanrı

İnsan korktu
Ölmekten korktu

İnsan korktu
Yalnız kalmaktan korktu
Sessizlikten korktu
Derinlere inmekten korktu
Siyahtan korktu

Korkan insan etrafındakilere saldırdı
Barbarlaştı
Ona hayat veren doğaya hükmetmeye çalıştı
Ve sonunda başardı.

Gülüyordu tanrı
İnsanın aptallığına
Acemiliğine
Korkularına gülüyordu.

Peygamber göndermesi gerekiyordu tanrının
Çünkü dünya yok oluyordu
Müdahale etmesi gerekiyordu tanrının
Çünkü insanlar kör olmuştu

Tanrı beni size gönderdi
Sadece bir kaç cümle söylememi istedi
'' Ey insanlar, ne bok yiyorsanız yiyin.
Artık siz benim çocuklarım değilsiniz''

Tanrı küstü
İnsanlar delirdi
Dünya yok oldu